‘Trump savunma pozisyonunda, Rusya-Çin iş birliği artacak’
‘Çin’in çok kutuplu dünya anlayışı karşılık buluyor’
Donald Trump’ın Pekin ziyaretinin ‘Çin duvarına çarptığını’ belirten Erol, Çin’in çok kutuplu dünya anlayışının diğer ülkeler tarafından karşılık bulduğu görüşünde:“Pekin, küresel siyasetin dizayn edildiği bir küresel güç. Trump’ın ziyaretinde Amerikan gücünün Çin duvarına çarptığını gördük. Şi Cinping, ortaya koyduğu dört inisiyatif çerçevesinde uluslararası sistemin adını büyük ölçüde koydu. Dünyanın temel sorunu güvenlik. Dolayısıyla Şi Cinping’in inisiyatiflerinden en önde gelenlerinden birisi de küresel güvenlik inisiyatifi. Bu bağlamda Çin’in Rusya, Hindistan ve diğer aktörlerle ortaya koyduğu çok kutuplu dünya anlayışı artık daha yüksek bir sesle karşılık buluyor. Trump’ın Çin’de çizdiği profilde Amerikan gücü ve hegemonyasını göremedik. Trump’ın performansı ve ziyaret sırasındaki beklentilerine baktığımızda çok daha soğukkanlı ve ne hedeflediğini bilen bir Çir iradesi gördük. Obama döneminden itibaren iki kutuplu dünya için aktör aranıyor. Çin ve Rusya bunu kabul etmedi. Kabul etmiş olsalardı şu an inşa halinde olan uluslararası sistemde kaybeden olacaklardı. Trump, Çin’e iltifat etti. ABD’nin ‘G2’yi yeniden gündeme getirmek istediğini görüyoruz. Çin ise net bir tavır takındı. Ortak kalkınmayı merkeze alan yaklaşımları çerçevesinde Trump’a bu konuda taviz vermeyecekleri yönünde mesaj ortaya koydular. Tek ve çok kutupluluk noktasında tarafların pozisyonlarında bir değişiklik yok. Trump bunu son ana kadar bunu devam ettirmeye çalışacak. Ancak Trump’ın mevcut halde bunu devam ettirebilmesi mümkün gözükmüyor. Trump, Çin’den birtakım şeyler talep edecek durumda değil. Tayvan başta olmak üzere Çin, ABD’nin güçlü imajını büyük ölçüde zayıflatmış bir devlet görüntüsü ortaya koydu. Trump’ın ajandasında İran ve Rusya vardı ancak bu konuda da umduğunu bulamadı.”‘Rusya-Çin iş birliğinin artacağı yönündeki mesajlar önemli’
Dünyanın Çin ve ABD özelinde ciddi bir ayrışma yaşadığını belirten Erol, Rusya ve Çin’in önümüzdeki sürecin şekillenmesinde inisiyatif aldığını söyledi. Erol, iki ülkenin iş birliği mesajlarının önemine işaret etti:“Çin ve ABD özelinde dünyada çok net bir ayrışma var. Çin ve ABD bağlamındaki bu ayrışma sadece güç bağlamında değil. Putin’in ziyaretinde yeni uluslararası sistemin inşa süreci gündeme geldi. Trump ile bunun yapılamayacağı anlaşıldı. Trump’ın hemen ardından Putin’in ziyareti hedeflenmiyordu aslında ancak Putin’in verdiği mesaj Rusya-Çin ikilisinin iş birliğinin artacağını gösteriyor. İş birliğinin sadece güvenlik eksenli değil enerjiden teknolojiye kadar çok boyutlu bir alanı kapsayacağı ortaya kondu. Önümüzdeki sürecin şekillenmesinde Rusya ve Çin inisiyatif aldıkları mesajını verdi. ABD bunu kabul etse de etmese de bu böyle. Batı ve Batı’nın dayattığı değerler ya da kurumlar üzerinden arayış söz konusuydu. Şu an dünyanın en temel sorunu Batı. Batı’nın kendi içinde ayrışma var. Liderler sorunu var ve bu dünyaya yansıyor. Avrupa ve Amerika arasındaki ilişkilerin ötesinde Batı ile yakın ilişkiler içinde olan devletlerin de farklı bir arayışa girdiğini görüyoruz. Şu anki mevcut ortamı okuyan bir Pekin ve Moskova var. Bu ikilinin iş birliklerini Şangay İşbirliği Örgütü, BRICS ve benzeri yapılar bağlamında genişleteceklerine yönelik verdikleri mesajlar oldukça önemli. Trump, Çin ile ortak iş birliğini merkeze alan bir süreç izleyecek ya da Rusya-Çin özelinde Avrasya merkezli eksene dönük bir arayışa yönelecek. Trump’ın mevcut politikalarından vazgeçmeyeceğini düşünüyorum. Trump, Rusya ve Çin’e baskıyı artırabilir.”‘Rusya-Ukrayna ile başlayan süreç İran ile hızlandı’
Donald Trump’ın savunma pozisyonuna düştüğünü kaydeden Erol, Çin’e doğrudan bir savaş açılamayacağı ancak ekonomik olarak yıpratma taktiği uygulandığı görüşünde:“İran’ı Rusya-Ukrayna boyutundan farklı düşünmüyorum. Amerika-Rusya-Çin ilişkileri bağlamında bakıldığında ayrışmalarla birlikte küresel dinamikler bağlamında ciddi kırılmalar yaşanıyor. Rusya-Ukrayna ile başlayan süreç İran ile daha da hızlandı. İran hadisesi Batı’nın zayıflığını ortaya koymuş durumda. ABD baskı altında. Bu baskı sadece uluslararası anlamda değil bunu Amerika’nın kendi içinde de görüyoruz. Trump, Amerika’yı yeniden büyük yapma hedefiyle ortaya çıktı ancak şu an savunma pozisyonunda. İran, vekaleten savaşın alanı olmaya doğru gidiyor. Çin ve Rusya’nın İran’dan kolay kolay vazgeçeceğini düşünmüyorum. Rusya-Ukrayna ile kuzey koridorları gündeme gelmişti. Enerji haritası büyük ölçüde şekillenmişti. Bugün ise benzer bir süreç güney koridorunda yaşanıyor. ABD’nin temel stratejisi Çin’in ekonomisini zayıflatmak. Doğrudan bir savaş açmaları mümkün değil. Çin’i ekonomik olarak zayıflatmanın yolu da bu koridorları ve kaynakları zayıflatmaktan geçiyor. İran ve Çin ile yakın aktörler için bu husus gündemdeki yerini koruyacak. İran ile sınırlı kalmayacak bir sürecin içine girdik. ABD; Avrupa’yı, Orta Doğu’yu ve Kafkasları yeniden yapılandırma peşinde. Bu noktada belirli bir aşama da kaydettiler. Ancak ABD her şeye rağmen birinci ekonomik güç. Askeri olarak da göz ardı edilemezler. Kendisine ‘Dur’ diyebilecek aktörler de mevcut ancak bu aktörlerin tek başına ABD’ye caydırıcılık koyma potansiyeli hala yok. Bu olsaydı ABD İran’a bir askeri operasyon da yapamazdı. Dünyadaki en net hadise de bu. ABD’nin her şeye rağmen saldırganlığı engellenemiyor. Şi Cinping ve Putin ‘Orman kanunlarına hayır’ diyor.”‘Türkiye, bir tercihe sürükleniyor’
Süreçten etkilenen ülkelerden Türkiye’nin, ‘denge’ politikasını sürdürmesi gerektiğini ifade eden Erol, Ankara’nın bir tercih yapmaya zorlandığını kaydetti. Erol’a göre Türkiye’nin zaman kazanmaya ihtiyacı var:“Pandora’nın Kutusu açıldı. Hiçbir aktörün birbirine güveni yok. Düne kadarki mevcut ittifaklar ağı altüst olmuş durumda. Trump’ın Kanada’yı isteyeceğini ve İngiltere ile papaz olacağını kim düşünebilirdi? Kimse buna ihtimal vermezdi. Bu belirsizlikler içinde siyaset belirlemek çok zor. Korku ve endişeler de had safhada. Bu da aktörleri rasyonel tutumlardan uzaklaştırıyor. NATO ve Türkiye bağlamında bakıldığında da tüm aktörlerin belli bir tercihe sürüklendiğini söyleyebiliriz. Türkiye’nin bir anda dengeye dayalı çok taraflı politikasını bırakması mümkün değil. Karşımızdaki aktör rasyonel değil. Avrupa bağlamında da soru işaretleri var. Çin’den Avrupa’ya doğru baktığımızda bölgesel iş birlikleri noktasında Türkiye’ye dengeleyici konumunda olması itibarıyla sorumluluk düşüyor. Türkiye bir taraftan NATO ile ilişkili. Avrupa ile gelecek arıyor. Diğer yandan iş birliğini Rusya ve Çin ile de konuşuyor. Türkiye’nin zaman kazanmaya, manevra alanını genişletmeye, potansiyelini daha dikkatli kullanmaya ihtiyacı var.”
